MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, TBMM Genel Kurulunda Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde konuştu.

MHP'li Özdemir'in açıklaması şu şekilde;

Türkiye aynı anda çok boyutlu, çok taraflı ve çok yönlü sorunlarla muhatap olmak durumunda kaldığı bir yılı geride bırakmıştır. Bir yandan Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan savaşla beraberinde gözlemlenen enerji ve gıda krizinde ülkemizin politikalarının tüm ülkelerce dikkatle karşılandığı bir süreç yaşanırken, diğer yandan Azerbaycan ve Ermenistan arasında cereyan eden Karabağ Savaşı sonrası Kafkasya bölgesi yeni dengelerle şekillenmeye koyulmuştur. Orta Doğu'da ise bölgenin en temel meselesi olan Filistin-İsrail gerilimi Gazze'de İsrail'in sürdürdüğü katliamlarla yeni ve daha vahim gelişmelere kapı aralamıştır. Bu 3 konu çerçevesinde yaşanan gelişmelerin tamamı ülkemizin bölgesel ve küresel barış ile istikrarın tesisi için sergilenmesi gereken liderlik konusunda öne çıktığı neticeleri doğurmuştur. 2024 yılı ise pek çok ülkede seçimlerin gerçekleştirileceği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. 62 ülkede gerçekleşmesi planlanan seçimler her ülkenin gündemini daha çok kendi içerisine kapanık bir hâle getirmektedir. Bunun yanında Covid-19 pandemisiyle başlayan ekonomik savaşlar, ambargolar, enerji arzı krizi gibi faktörlerle bozulan küresel ve yerel ekonomiler toplum kesimleri üzerinde tahribat yaratırken hükûmetleri de zorlamaktadır. Böylesi bir dönemde, hemen her ülkede orta sınıf olarak tabir edilen tabakanın daha alt sınıfa doğru kayması, sınırı aşan göç hareketliliğinin artması, bölgeler ve hatta şehirler arası gelir dağılımının adaletsiz bir satıhta kendisine yol bulması pek çok ülkede yabancı karşıtlığını beslemekte, ırkçılık akımlarına güç kazandırmaktadır. Üstelik bu durum, ileri demokrasi ülkeleri olarak değerlendirilen bölgelerde de görülmekte, başta İslamofobi ve Türkofobi olmak üzere, insanlık karşıtı eylemler fütursuzca sergilenmektedir. Bunun yanı sıra, çoğu yerde iktidarda bulunan siyasi çevrelerde aynı gündemden etkilenmekte, makul ve müspet politikalardan uzaklaşıyor görüntüsü vermektedir. Dolayısıyla, etkileri 2023 yılında görülmeye başlandığı üzere, aralarında bilhassa Avrupa'da bulunan ülkelerin de yer aldığı çok geniş bir coğrafyada, aşırıcılık yanlısı siyasi anlayışa sahip partilerin iktidara gelmesi giderek yüksek bir ihtimal hâlini almaktadır. Son olarak, İsrail'in hukuk tanımaz tavrı ve terör devleti edasıyla Gazze'de yaptığı soykırıma sessiz kalan ve hatta destekleyen ülkelerin varlığı, küresel barışın ne derecede tehdit altında olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dünya genelinde İslam ve Türk düşmanlığının yükseldiği bir dönemde, adil bir düzenin sağlanabilmesi için Türk devletleri ve İslam ülkelerinin sergileyeceği gayret giderek daha değerli bir hâl almaktadır zira mevcut durumda herhangi bir dünya düzeninden bahsedebilmek mümkün değildir. Var olan küresel iklim her anlamda düzensizlik, kriz ve kaos içerisinde olduğumuzu göstermektedir çünkü dünya da adalet kalmamış, huzur bozulmuştur. Güç merkezi olduğu iddiasında bulunan ülkeler zalimlikte sınır tanımamakta, zulümde âdeta birbiriyle yarışmaktadır. Ne devlet ahlakı ne de devlet hukuk anlamında tutarlı bir işleyiş ve yaklaşımdan söz edebilmek mümkün değildir. Çıkar odaklı paylaşım ve kaygılar, yerini artık sapkın inançlar temelinde şekillenen şeytani bir hesabın içerisine dünyayı sürüklemiştir. Mesele iklim krizi, terör, göç ve yabancı karşıtlığı gibi konuları çoktan aşmış, karanlık âdeta insanlığı esir almaya başlamıştır. Bu şartlarda ülkemizin zulüm ve adaletsizlikler karşısında huzur, istikrar ve barış ortamını tesis edebilmek için öne çıkan ülkelerden biri olması bizim tarihî, imanı ve tabii sorumluluğumuzdandır. Türkiye birbiriyle kesişen dört bölgenin en güçlü, lider ve kendi gündemini hayata geçiren ülkesi olmak zorundadır, kaldı ki öyledir. Aynı anda Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika coğrafyasında hâkim bir unsur olduğumuz gerçeği üzerine stratejimizi belirlemeli, diplomatik kabiliyet ve birikimimizi bu jeopolitik temel üzerine konumlandırmalıyız. Aksi bir durumda Anadolu'nun çok hızlı ve kolay bir şekilde tehdit altına girmesi ve yaşanan buhranın hedef coğrafyalarının başında gelmesi ne yazık ki kaçınılmaz olacaktır. Yine, bu dört bölgedeki ağır imtihanları, meydan okumaları, tehdit ve risklerle baş etme kabiliyetimizle doğru yönetmeli, potansiyelimizi verimli kullanmalıyız. Bu şartlar altında Türkiye açısından riskler, tehditler ve hedefler hiyerarşisinin doğru tahlil edilmesi kuşku yoktur ki dış politikamızla beraber millî güvenliğimizin en temel esası olmalıdır. Tıpkı Türk Devletleri Teşkilatının kuruluş, işleyiş ve vizyonunu hayata geçirmede olduğu gibi çok yapılı mekanizmaları ve bizatihi yeni bir küresel sistemi de inşa edebilecek kudretimizi ortaya koyabileceğimizden eminiz.

Türk milleti olarak geçmişi binlerce yıla dayanan köklü bir devlet geleneği ve yeteneğe sahibiz. 21’inci yüzyılın ağır şartları karşısında en büyük kazanım ve hazinemiz de kuşku yoktur ki burada yatmaktadır. Bu sebeple resmî kurumlarımızla beraber siyasi müesseselerimiz ve akademik camianın yetkinliğine de güvenmeli, kapsayıcı bir anlayışı Türklüğün ülkü ve ilkelerine uygun 17’nci büyük Türk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin hedefleriyle bağdaşır bir anlayışla ortaya koyarak yolumuza devam etmeliyiz. Gelinen aşamada dünyanın 5’ten büyük olduğu haykırışımız doğrudur, her çevre nazarında duyulmuş ve destek de bulmuştur. Şimdi ise Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin getirdiği kazanımlarla bunun içinin nelerle dolu olduğunu göstermenin vakti gelmiştir. Cumhuriyetimizin 2’nci yüzyılına dair ortaya koyduğumuz büyük hedeflerimize erişebilmek için artık sadece sesimizi yükseltmekten ziyade eylem ve sonuç alma zorunluluğumuz da vardır.

Bakan Bolat, MHP Kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş'i vefatının 28. yılında andı Bakan Bolat, MHP Kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş'i vefatının 28. yılında andı

Dış politikamızı ilgilendiren bir başka husus ise İsveç'in NATO'ya üye olması bağlamında diğer bazı NATO üyeleri ve bölge ülkeleriyle alakalı olan ilişkilerimizdir. İsveç, ülkemize coğrafi olarak uzak bir konumda olsa da Suriye'deki PKK-PYD terör örgütüne sağladığı askeri ekipman desteği, ülkemize uygulanan ambargo, yine, başta PKK ve FETÖ olmak üzere Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten terör örgütleri için güvenli bir liman olması sebebiyle öne çıkmaktaydı. NATO üyelik bahsi gündeme geldiğinde ise bu konularda bize bazı taahhütlerde bulunması üyelik yolundaki gayretlerini gözlemlememiz için imkân oluşturmuştu. Bu yolda İsveç tarafından bazı adımlar atılsa da özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin satın almak istediğimiz F-16 savaş uçakları konusunu İsveç'in NATO'ya üyeliği şartına bağlaması ise bizim nazarımızda kabul edilemez gelişmelere sebebiyet vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin F-16 satışı konusunda ısrarla kendi senatosunu adres göstermesi ve bu yolda yakışıksız tutumlarla oyalama taktiklerine girmesi ise Türkiye’ye karşı yapılan bir saygısızlıktır. Gazze'de çocuklar ve bebekler hunharca İsrail terörünün kurbanı olurken Tel Aviv gidip “Bir Yahudi olarak buraya geldiğim.” ifadelerini kullanan ABD Dışişleri Bakanı ve mensubu olduğu yönetim anlayışı, Müslüman Türk’ün çelikleşmiş iradesinin ne anlama geldiğinin mesajını çok açık bir şekilde almalıdır. Bu kapsamda, Gazi Meclisimiz millî hak ve menfaatlerimizin korunması hususunda, Hükûmetimizin geliştirdiği ve geliştireceği tüm tedbir ve tavırların arkasındadır. Hiç kimse, özellikle de okyanus ötesinden bakarak Türkiye'yi yorumlamaya çalışanlar, milletimizin iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisinin duruşunu hafife alma hatasına düşmemelidir. Birilerinin senatosu varsa, bizim de savaşlar yönetmiş, ordular kurmuş, bağımsızlık için mücadele vermiş, kan nedir, can nedir, bayrak nedir, vatan nedir, egemenlik nedir; bunu yaşayarak tescilleyen ve bütün dünyaya kabul ettiren Türkiye Büyük Millet Meclisimiz vardır.

Amerika Birleşik Devletleri yönetimi ve Senatosu, Gazi Meclisimizle eşzamanlı adım atmadıkça bizim nazarımızda İsveç, deve iğne deliğinden geçinceye kadar NATO'ya üye olamayacaktır. Bununla beraber, diğer talep ve beklentilerimiz de elbette vardır. Eğer İsrail ile Filistin arasında kalıcı bir barış ortamı sağlanırsa, 1967 sınırları dâhilinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devleti tanınırsa, İsrail tazminat ödemeyi kabul ederse ve Netanyahu’nun Lahey’de yargılanmasının yolu açılırsa, işte o vakit İsveç'in NATO'ya üyeliğine “Tamam.” deriz.

Editör: Berke Sungur