MHP Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç Dora TBMM Genel Kurulunda, Birleşmiş Milletlerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

MHP'li Dora'nın açıklaması şu şekilde;

Bugün 24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü. Dünya çapında yaşanan son gelişmelerle uluslararası kuruluşların görev ve sorumlulukları her geçen gün artmaktadır. 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler, kuruluşunun 2’nci yıl dönümünde almış olduğu bir Genel Kurul kararıyla 24 Ekimin Birleşmiş Milletler günü olarak anılacağını ve bu günün, Birleşmiş Milletlerin amaçlarını ve başarılarını dünya halklarına duyurmaya ve onların desteğini almaya adanacağını ilan etmiştir.

Birleşmiş Milletler, iki yıkıcı dünya savaşının ardından uluslararası barışın ve refahın tesisi amacıyla kurulmuştur. Milletlerin bağımsız ve tarafsız bir platformu vasıtasıyla çoklu diyalog ve eşit haklar çerçevesinde şiddetten, işgalden, yıkımdan ve geri kalmışlıktan kurtulması yine Birleşmiş Milletlerin dünyayı daha da yaşanabilir bir yer yapma iddiasının temellerini oluşturmuştur. Ne var ki kuruluşundan bu zamana kadar geçen yıllar içerisinde, uluslararası hukukun herhangi bir hiyerarşiye tabi olmayan doğasından da kaynaklanarak başta Güvenlik Konseyi olmak üzere Birleşmiş Milletlerin pek çok organı haklının değil, güçlünün dayattığı bir sistemi temsil eder hâle gelmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın üstünden on yıllar geçmiş, soğuk savaş paradigmaları rafa kalkmış ve tek kutuplu dünya düzeni ise tarih olmuştur. Birleşmiş Milletler çatısı altında birbirinin muhatabı olan devletler tarihsel serüvenlerinden bağımsız bir şekilde, kendi özgül ağırlıkları, bölgesel ve küresel dinamikler içerisinde edindikleri müstesna yerleriyle biri diğerinden daha üstün olamayacak bir konumda temsil edilmektedirler. Tam da bu noktada üzülerek görmekteyiz ki bu temsil sömürgeci bakiyesini bugün dahi devam ettirmeye çalışan ve Latin Amerika’dan Ümit Burnu’na, Kuzey Kutup Dairesi’nden Güney Çin Denizi’ne kadar vuku bulan ve bulacak olan çatışmalardan kendilerine fayda sağlayan devletlerin tahakkümü altındadır. Genel Kurulu başta olmak üzere siyasi, sosyal ve kültürel organlar vasıtasıyla devletler arasındaki bağlarını güçlendirmesi ve çeşitli yoğunluklardaki çatışmalarda meşru bir zemin oluşturabilmesi hususunda tüm gayretlerini desteklediğimiz Birleşmiş Milletler, mevcut hâliyle uluslararası ilişkilerin pek çok meselesine karşı maalesef işlevsiz kalmaktadır. Kadük tartışmaların ötesine geçerek müşterek ve meşru müdahale mekanizmalarıyla küresel barışın tesisi konusunda işlevinin artırılması gereken Birleşmiş Milletler, her geçen gün kendisine güvenen ülkelerin güvenini kaybeder bir hâle gelmiştir, bu durum ise korkarak söylemeliyim ki küresel çaptaki felaketleri önlenemez hâle getirmektedir. Son yıllarda dünyanın pek çok bölgesinde yaşanan insanlık dramlarına karşın bir varlık gösteremeyen Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Gazze'de on yedi gündür devam eden ve soykırım boyutuna ulaşan katliama “dur” diyememektedir. İsrail'in sorumluluğunda olan sivil ölümlerine karşı tavır koymaya dahi yanaşmayan Güvenlik Konseyi üyeleri 1.500’ün üzerinde çocuk ve 5 binin üzerinde sivil ölümlerini izlemekle yetinmektedir. İnsanlığın ortak mirasına ve vicdanına asla uymayacak olan bu zulüm kasırgasının karşısında elbet duracak olan devletler de vardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, başta Birleşmiş Milletlerdeki paydaşlarımızla olmak üzere, dünya üzerindeki adaletsizliklerin ortadan kaldırılması için tüm gücümüzle emek sarf etmekteyiz. BM'ye rağmen, BM'nin kuruluş felsefesine ve müşterek değerlerine bağlı olduğumuz gerçeği ise bu yolda bizlere rehber olacak en önemli motivasyon kaynağımızdır. Gazze'de yaşanan vahşetten de maalesef anlaşılacağı üzere dünyanın insanlığı kurtaracak etkin işleyen bir uluslarüstü kuruma ihtiyacı bulunmaktadır. Bu minvalde, Birleşmiş Milletlerin kendi içsel sorunlarının tespit edilmesi ve bunların çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Dış politikası “yurtta barış, dünyada barış” olan Türkiye bu konuda üzerine düşen sorumluluğu eminiz yerine getirecektir ve getirmeye devam etmektedir.

Editör: Berke Sungur