MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Başkanlığı, Türk Akreditasyon Kurumu 2025 yılı bütçesi üzerinde konuştu. 

MHP'li Baki Ersoy, MHP Kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş'i andı MHP'li Baki Ersoy, MHP Kurucu Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş'i andı

MHP'li Aydın'ın açıklaması şu şekilde; 

Sözlerimin hemen başında, dün Isparta'da meydana gelen elim helikopter kazasında Hakk'a yürüyen, aralarında Erzurumlu hemşehrim Taha Nergiz'in de olduğu kahraman şehitlerimizi rahmetle anıyor, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Yine, komşu ilimiz Artvin'de meydana gelen heyelan faciasında araçlarıyla toprak altında kalarak can veren gençlerimize Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine ve sevenlerine taziye dileklerimi büyük bir tazim içerisinde ifade ediyorum.

Yine, Van'da bu sabah meydana gelen trafik kazasında kaybettiğimiz bir kardeşimize rahmet ve 51 yaralıya da acil şifalar ve büyük geçmiş olsun dileklerimi buradan ifade etmek isterim.

Yapılan bilimsel çalışmalar ve uygulamalardan mülhem siyasetin yegâne amacının huzur, güvenlik ve refah olduğu bilinen açık bir gerçektir. İnsanlık tarihinin hemen hemen her döneminde olduğu gibi bugün de içinde bulunduğumuz kadim Orta Doğu ve Anadolu coğrafyası taşıdığı tarihî, kültürel, ekonomik ve stratejik öneme ve konuma binaen bir tür uluslararası mücadele alanına dönüşmüştür. Günümüzde yaşanan küresel olaylar, krizler, kaoslar ve dahi "savaşlar" diye adlandırabileceğimiz sorunların kahir ekseriyetinin yine bu kadim coğrafyada vuku bulduğuna maalesef tanıklık etmekteyiz. Bir çırpıda ifade etmek isterim ki akla ilk gelenlerin başında İsrail'in Filistin'i işgal ve imha girişimleri ve bu amaca matuf soykırım faaliyetleri, Lübnan'a müdahalesi, aynı zamanda Ukrayna-Rusya savaşı ve buna bağlı yeniden derinleşen siyasi ve stratejik kutuplaşmalar, Irak ve Suriye'de yaşanan kanlı vekâlet savaşları, Ege ve Doğu Akdeniz'de yeni oldubitti girişimleri, Güney Kafkasya'da iç karışıklık hareketleri ve Balkanlarda potansiyel çatışma hazırlıkları gelmektedir.

Geçirdiği acı tecrübelerden ve binlerce yıllık devlet olma ve devlet etme geleneğinden aldığı ilham ve güçle bölgenin demokrasi, istikrar ve denge simgesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin duruşu, tutum ve faaliyetleri takdire şayan bir biçimde hem uluslararası sorumluluklara bağlı kalarak yapıcı katkı sağlama hem de iç güvenlik ve huzur açısından herhangi bir risk ve tehlikeye maruz kalmama odaklıdır. Birkaç somut örnekle açıklamak gerekirse, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal sürecine en başından Batılı müttefik ülkeler ölü balık tutumu sergilerken Türkiye 2014 yılında Kırım'ın ilhakının kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmiş ve devamındaki süreçte de Montrö Antlaşması'ndan kaynaklı boğazların geçiş kurallarına harfiyen uygulamış, yine savaştan çok barışın nihai çözüm olduğunu mütemadiyen ifade ederek karşılıklı tarafları çözüm masasına oturtmayı başarmış ve akabinde küresel krizin ayak sesleri niteliğindeki tahıl koridorunu çözüme bağlamış ve karşılıklı savaş esirleri takasına önayak olmuştur. Öte yandan, iç huzur ve güvenliğin temini ve bölgesel barışa katkı sağlama adına Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Libya ve Sahraaltı Afrika'da ulusal ve uluslararası yetki ve anlaşmalar ışığında Türkiye proaktif bir inisiyatif alarak her iki bağlamda da barışın teminine katkı sağlamıştır. Yine, İsrail'in nobranlığını, kural tanımazlığını ve insan haklarını yok sayan soykırım ve işgal girişimlerini en üst perdeden her türlü uluslararası platformda dile getirmiş ve bu bağlamda uluslararası camiayı da sorumluluğa davet etmiştir.

Kutlu, ülkemiz ve aziz milletimiz adına tüm bu bölgesel ve küresel krizlerden sorunsuz ve zararsız çıkma adına çok ince hesap ve uygulamaların yapıldığı bir süreçte uluslararası kurum, kuruluşların ve dahi müttefiklerimizin bölgemizde yaşananlara karşı Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası antlaşmalardan kaynaklı sorumluluk ve haklarından dolayı olumlu katkılarına rağmen ön yargılı, tek taraflı ve çifte standartlı tutum sergilemelerini de göz ardı edemeyiz. Fakat, bundan daha vahim ve üzücü olanı ise bölgesel huzur, iç güvenlik ve emniyetin temini adına Birleşmiş Milletlerin 51'inci, NATO'nun 5'inci maddeleri gibi uluslararası antlaşmalardan yetki alarak terörle mücadele amaçlı sınır ötesi operasyonların yapılmasına rağmen içeride gördüğümüz, siyasi direnç ve muhalefettir maalesef. Direncin nedeni olarak analar ağlamasın ya da daha fazla şehit gelmesin savunma mekanizmaları öne sürülürken aslında aynı saik ve beklentiyle bu operasyonların yapılıp güvenlikli bölge oluşturma gerçeğinin görülmek istenmemesi ise tam bir garabettir çünkü gösterilen direncin temelindeki asıl gaye ve amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekten ibarettir. Yani verilen siyasi destek karşılığında Kandil'e duyulan vefa borcunun ödenmesi söz konusudur. Hâlbuki, amaçlanan hedefler ve atılan adımlar, aslında tarihin her döneminde, ihtiyaç duyulduğunda kendini gösteren millî ve insani bir refleks gereğidir. Diğer bir ifadeyle, görülen şey sadece sıkıntı, kriz ve kaoslarda aranan, beklenen ve gözlenen, Türkten insanlık ve vefa talebidir. Dolayısıyla bölgede tüm bu olup bitenler karşısında tavrımızın sade ve açık olması yani büyük bir yangının söndürülmesi gayreti yanı sıra içeriye sıçramaması düşüncesinden kaynaklandığı da oldukça açık ve sarihtir.

Başarılı ve istikrarlı bir siyasi vizyonun ancak ve ancak güçlü temel ilke ve prensipler üzerine inşa edilebileceği uluslararası genel geçer gerçeğinden hareketle, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Cumhur İttifakı’nın kararlı iradesiyle 21'inci yüzyılı Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonu perspektifiyle yorumlayıp bölgesinde lider, dünya da ise devler liginde olmayı yüksek ilke ve ideal hâline getirmiştir. Bu yüksek hedef ve ideal gereği iç ve dış siyasetin uyumlu ve eş güdüm içerisinde önce ülke ve millet ali menfaatlerini önceleyip dünyanın her bağlamda hızla değişim ve dönüşüme muhatap olduğu bir süreçte tüm yenilik ve gelişmelere vâkıf ve hazırlıklı olma zorunluluğu vardır. Bu düşünceyle açıkça ifade etmeliyiz ki Dışişlerimiz hem iç teşkilat yapısında hem de ülke dışı hariciye faaliyetlerinde zamanında yaptığı yeniden yapılanma, yenilenme ve genişleme faaliyetlerinde büyük bir mesafe ve başarı katetmiştir. Bunun en büyük yansımaları olarak Bakanlık bünyesinde kurulan yeni birçok birim, merkez ve sayıları artırılan temsilciliklerin yanı sıra buralarda verilen hizmet çeşitliliği dikkatleri çekmektedir. Çünkü bugün dünya kritik bir yol ayrımındadır, beş yüz yıllık kutlu bir kurumsal geleneğe sahip hariciyemiz her organik ve organize yapı gibi tutarlı bir sistemle ayakta ve hayatta kalmayı başarabilmiştir. Bunun en tipik göstergesini başta Afganistan, Libya ve son dönemde Lübnan'daki üstlendiği insani görev ve sorumluluklardaki kusursuz icraatlarında açık ve net bir şekilde görmekteyiz çünkü genel siyasette olduğu gibi Türk dış politikasının temelinde de önce insan düsturu hâkimdir.

Ünlü bir devlet adamı anılarında özellikle uluslararası ilişkiler bağlamında tecrübelerini paylaşırken sistematik ve hazırlıklı olmayı özenle vurgulayarak şöyle der: "Nereye gideceğini bilmeyen bir yere gider." Şunu açıkça ifade etmek isterim ki nereden geldiğini ve nereye gideceğini yani gelenekten geleceğe her türlü bilgi, beceri ve donanım ve tecrübeye sahip güçlü hariciye teşkilatımız sadece diplomasi faaliyetleriyle değil zamanın ruhuna uygun imkân ve fırsatları da başarılı bir biçimde değerlendirmektedir. Dolayısıyla bütün bu görev ve sorumlulukları yerine getirirken Bakanlığımızın yetkin kadroları yurtta da dünyada da barışı içselleştirip önceleyerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk milletinin yüksek ideallerini layıkıyla temsil etmektedir.

Bu duygu, düşünce ve nice başarı dileklerimle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Dışişleri Bakanlığının bütçesini onaylayacağımızı ifade eder, en kalbî şükranlarımı sunarım.

Editör: Berke Sungur