İsrail, 11 gündür kuşatma altındaki Filistin topraklarını bombalarken, şimdiye kadar aralarında en az 750 çocuğun da bulunduğu 3 bin kişi hayatını kaybetti. 

İsrail'in saldırıları, Hamas tarafından kullanıldığını iddia ettiği ve yoğun nüfuslu yerleşim bölgelerindeki binaları hedef aldı.

Hava saldırılarıyla hastaneler ve okulların vurulduğu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) gibi BM kuruluşlarınca doğrulandı.

İsrail saldırılarında çok sayıda sağlık ve insani yardım, arama-kurtarma çalışanıyla gazeteci de öldürüldü. İsrail'in su, elektrik ve diğer kaynakları kesme kararı, yaklaşık 2 milyonluk nüfusu en temel ihtiyaçlardan yoksun bırakarak, BM ve diğer hak gruplarının defalarca uyarıda bulunmasına yol açtı.

İsrailli yetkililerin, "Gazze'nin kuzeyine yönelik tahliye" emri 1 milyondan fazla kişiyi etkilerken, uluslararası örgütler ve insan hakları savunucuları tarafından eleştirilen karar, milyonları "zorla yerinden etme" ve "savaş suçu" olarak nitelendirildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütünce hazırlanan raporda da kullanılan Anadolu Ajansı (AA) tarafından çekilen fotoğraflar, İsrail ordusunun Gazze'nin yoğun nüfuslu sivil bölgelerinde beyaz fosforlu top mermileri kullandığını kanıtladı.

"UCM'nin sessizliği kabul edilemez"

AA muhabirine konuşan Ramallah merkezli "Al-Haq" isimli insan hakları örgütünün hukuk danışmanı avukat Ahmed Abofoul, İsrail'in Gazze'ye yönelik eylemlerinin "savaş suçu" olduğunu, sivil altyapı ve nüfusun hedef alınmasının da "insanlığa karşı suç" anlamına gelebileceğini söyledi.

Abofoul, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun "Gazze'yi enkaza çevireceklerini" söylemesi gibi İsrailli politikacıların "çok rahatsız edici ve soykırıma varan açıklamaları" olduğuna dikkati çekerek, "İsrail'in masum sivillerin hayatlarını tamamen hiçe saydığı açıklamalarına şahit olduk." dedi.

Aynı zamanda Hollanda'nın Lahey şehrinde uluslararası hukuk avukatı olan Abofoul, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) eylemsizliğinin "kesinlikle kabul edilemez" olduğunu belirterek, "UCM Savcısı'nın sadece suçları soruşturmak değil aynı zamanda caydırıcılık sağlayabilecek önleyici açıklamalar yayımlama yetkisine sahip olduğunu" hatırlattı.

Abofoul, uluslararası toplumun ateşkes için "baskı yapmak" yerine silah göndererek İsrail'i desteklemesini "utanç verici" olarak nitelendirerek, İsrail'in "ayrım gözetmeyen saldırıları ve topyekün kuşatması" yoluyla Filistinlilere uyguladığı "toplu cezalandırmanın bir soykırım eylemi olduğunun iddia edilebileceğinin" altını çizdi.

"İsrail’in beyaz fosforlu top mermilerini kullanması 'savaş suçu' anlamına gelebilir"

Abofoul, beyaz fosforlu top mermilerinin kullanımı konusunda ise bu silahların, "doğası gereği ayrım gözetmediği" ve her zaman sivil nüfusu etkilediğini belirterek, "Bunu biliyorlar ve kullanıyorlar. Bu nedenle bu bir 'savaş suçu' anlamına gelebilir." dedi.

İsrail'in 1 milyondan fazla Gazzelinin güneye gitmesini istemesi kararına ilişkin Abofoul, sivil altyapı, acil durum, kurtarma hizmetleri ve Şifa Hastanesi de dahil olmak üzere büyük hastanelerin çoğunun kuzeyde bulunduğuna işaret etti.

"İsrail'in yaptığı şey, Gazze'deki sivil nüfusu daha da sıkıştırmak ve Gazze'nin yarısını elektriksiz, gıdasız ve düzgün donanımlı hastanelerden yoksun bırakmaktır." değerlendirmesini yapan Abofoul, bölgede, güvenli geçişin olmadığını ve kimsenin hangi tahliye yollarının güvenli olduğunu bilmediğine dikkati çekti.

"İsrail'in sivilleri hedef almayacağına kimse güvenemez." diyen Abofoul, İsrail ordusunun siviller için güvenli olarak belirlediği bir güzergahta sivillerin ölmesine neden olan son saldırısına atıfta bulundu.

Anmet Abofoul, "İnsanlar nereye gideceklerini bilmiyor. Gitmek isteyenler bile nasıl gideceklerini bilmiyor... BM'nin kendisi bunun neredeyse imkansız olduğunu açıkladı. Yani bir bakıma, İsrail imkansızı istiyor." dedi.

Çatışmaların "75 yıllık baskının ve Filistin halkının temel insan haklarından mahrum bırakılmasının" bir sonucu olduğunu vurgulayan Abofoul, "Batı tarafından sıklıkla 'Orta Doğu'daki tek demokrasi' olarak tanımlanan İsrail'in neden her medeni ulusun yapacağı gibi herhangi bir mahkemeye gitmeyi reddettiğini" sordu.