Politika

MHP'li Aydın: Türk devletleriyle ikili iş birliği güçlü bir birlikteliğe dönüşmüştür

MHP Erzurum Milletvekili Kâmil Aydın, "Türk devletleriyle ikili iş birliği güçlü bir birlikteliğe dönüşmüştür." dedi

MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Ortak Türkmen-Türk Genel Eğitim Okuluna ilişkin kanun teklifi üzerinde konuştu.

MHP'li Aydın'ın açıklamaları şu şekilde;

Bugün 33'üncü yılında olan Hocalı katliamını bir kere daha lanetliyor ve 613 aziz şehidimizi rahmetle anıyor ve huzur içinde yatmaları için diyorum ki onlara: "Rahat olun, çünkü artık Hocalı da Hankendi de, Şuşa da, Laçin de velhasılıkelam Karabağ da azatlığına kavuşmuştur."

Muhterem milletvekilleri, insanoğlunun doğal yapısı ve taşıdığı özellikler aslında sosyolojik oluşumlara ve dahası devletler gibi güçlü, sistematik ve kurumsal varlıklara önemli bir ilham kaynağı olmuştur. Yani diğer bir ifadeyle, ideal veya makbul, genelgeçer insan tutum ve davranışları aynı zamanda ülkeler ve devletler için de geçerliliğini muhafaza etmektedir. 

Somutlaştırmak gerekirse, insani ilişkilerde aslolan eylem söylem, teori pratik, söz aksiyon veya ilim amel uyumu uluslararası veya küresel bağlamda ülkeler veya devletler arası ilişkilerde de ebedi ve kalıcı hüsnükabul gören çok geçerli bir özelliktir; aksi, çelişkili bir durum, tutum ve davranış hâli geçici kazanımlar sağlayabilse de uzun vadede kalıcı bir değer, itibar ve güven kaybına neden olur.

Bu genel projeksiyon ışığında Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail'in Filistin halkına yönelik kural tanımaz, insanlık dışı zulüm ve soykırım girişimleri, Balkanlar'da yaşanan gerilim süreci, Orta Doğu ve Afrika'daki kanlı eylemlerden mütevellit derin siyasal, sosyal ve ekonomik krizler ve bunlardan kaynaklı yüzyılın en büyük kontrolsüz göç hareketleri dünyayı kaos, kriz, savaş, istikrarsızlık, ırkçılık, İslam düşmanlığı ve derin kutuplaşmalara itmektedir. Bu kutuplaşmalar, istikrarsızlık ve güven bunalımı öylesine bir ivme kazanmaktadır ki aslında aynı gemide olma gereği ortak ilke ve amaçlarla oluşturulan Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik İş Birliği Teşkilatı, Avrupa Konseyi gibi kurumlara dahi bunun sirayet ettiğine maalesef tanıklık etmekteyiz çünkü söylemde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü retorikleri yarıştırılırken uygulamada aksine Batılı düşünür Thomas Hobbes'un ifade ettiği "İnsan insanın kurdudur." egosantrik yapının hâkim kılınarak, müttefik ülkeler arasında insanı, doğayı, çevreyi
yok sayan hareketler dikkatlerimizden kaçmamaktadır.

Bir aile içinde her ferdin birbirinin kurdu olduğu bir yapıdan aile bütünlüğü veya birliği oluşamayacağı gibi, uluslararası yapılarda da benzer tutum ve davranışlardan dolayı bir kakofoni veya uyuşmazlık kaçınılmazdır maalesef. Bu çelişkili durumum somut yansımalarını 1948'den beri Filistin'de, daha sonra Irak, Libya, Suriye, Kıbrıs, Balkan ülkelerinde, sonradan Gürcistan ve bugün de Ukrayna'da meydana gelen kriz, kaos ve istikrarsızlıklarda açık ve net bir şekilde görmekteyiz.

Ukrayna üzerinde somutlaştırmak gerekirse, söylemde verilen NATO, Avrupa Birliği üyeliği sözleri ve buna mukabil demokratikleşme, ekonomik kalkınma güzellemelerine rağmen her gün ödenen ağır bedeller sonucu yaşanan insanlık trajedileri yapanın yanına kâr kalırcasına hiçbir şey olmamış gibi yok hükmüne maruz bırakılarak tüm bir yıkımın azmettiricileri tarafından tarafların masabaşlarına yani barış müzakerelerine davet edilmeleri de ayrıca izaha muhtaç bir çelişkiler yumağıdır. Artık heybedeki turplar bir bir dökülmekte ve aynı ittifak içerisinde yaşanan derin çıkar çatışmaları sonucu, iç gruplaşmalar ve kutuplaşmalar sonucu Avrupa Birliğinde yaşanan siyasi, ekonomik ve göç yönetimi ağırlıklı politik anlaşmazlıklar; yine, NATO ve AGİT bünyesinde Avrupa ile Atlantik ötesi veya AB dışı yapısal çekişmeler beraberinde savunma ve güvenlik parametrelerinin ulusal ve uluslararası boyutta yeniden güncellenmesi tartışmalarına yol açmaktadır. Bu iç gruplaşma veya kutuplaşmanın neden olduğu daha büyük risk ve tehlike ise mevcut tutarsız ve çelişkili yapıdan rahatsız olan toplumların denize düşen yılana sarılır misali çözüm ve çare adresi olarak da aşırı grupları tercih etmeleridir.

Sayın milletvekilleri, Batı ittifaklarında son dönem yoğun kutuplaşma ve istikrarsızlaşma sürecinin aksine bütün bu uluslararası anlaşmazlık ve sorunlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti devleti boş vaatlerin cazibesine kapılmadan, binlerce yıllık devlet etme ve yüz elli yıllık güçlü hariciye deneyimi ışığında göründüğü gibi olmaya yani söylemiyle eylemi arasında çelişkiye düşmeden doğru bildiği, inandığı ve içselleştirdiği yurtta da dünyada da barışı önceleyici tutumundan asla vazgeçmemiştir. Güven verici, tutarlı tutum ve davranışlarıyla Türkiye, Balkanlar'da, Akdeniz'de, Sahra Altı Afrika ülkelerinde ve son zamanlarda da Rusya-Ukrayna savaşında, Filistin ve Lübnan'da ve dahi Suriye'de üstlendiği insani misyonu gereği birilerinin anlamak istemediği, özlenen, gözlenen ve istenen olmayı başarmıştır. Birkaç somut örnekle ifade etmek gerekirse bu durum yani Türkiye'nin sulhu önceleyen tutumunun muhataplarınca benimsenip kabul edilmesi çok açık ve sarihtir. Örneğin, Kosova'daki anlaşmazlıktan Bosna'daki gerginliklere kadar tüm tarafların ifadelerinde Türkiye'nin dengeleyici ve yapıcı bir güç olduğu açıkça görülmektedir. İki, Libya'da istenmeyen güç, hatta terörist grup olarak ilan edilen Wagner'e karşı Türkiye'nin Libya'da kalıcı barış ve istikrarın teminine yönelik katkısı bilinen ve kabul edilen bir sarih gerçektir. Üç, Batı'da her türlü gayriinsani uygulamalar sözüm ona insani misyonla yükümlü FRONTEX gibi yapılar tarafından dahi tercih edilirken yaşanan kontrolsüz göç yönetimini Türkiye'nin insani yaklaşımlarıyla tüm Batı'yı mahcup edecek bir insanlık dersine dönüştürmesi takdire şayandır ayrıca.

Dört: Suriye'de insanlık trajedilerine on yıllardır neden olan zulmün son bulmasına ve akabinde güvenli geriye göçün teminine ve demokratik bir iradenin etkin kılınmasına olumlu katkısı da açıktır.

Beş: Rusya-Ukrayna meselesinde ilk günden itibaren ortaya konulan barışçı yaklaşım meyvelerini vermeye başlamıştır. Bunları kısaca hatırlamakta yarar görüyoruz ki bunun ilk başında da 2014 yılında Kırım'ın ilhakında açık ve net tepki koyan Türkiye Cumhuriyeti devleti bunun kabul edilemez olduğunu çok net bir şekilde muhataplarına ifade etmiştir. Daha sonra, yine, savaşın çok sıcaklığının hissedildiği ilk günlerde Antalya'da savaşın iki tarafının Dışişleri Bakanlarının barış masasına oturtulması da aynı zamanda, yine, gerçekten hariciye adına büyük bir başarıdır. Montrö'yü harfiyen uygulaması ayrıca takdire şayan bir durumdur. Savaş tutsaklarının takası, tahıl anlaşmasının gerçekleşmesi de yine, bu bağlamda, olumlu haneye yazılacak çok önemli, diplomatik girişimlerdir. Öte yandan, Avrupalı sömürgecilerin kovulduğu bir ortamda gidilen her Afrika ve Asya ülkesinde Türkiye'nin hüsnükabul gören bir ülke olması da aslında göğsümüzü kabartan, ayrıca gurur verici bir takdirdir. Yine, Somali ile Etiyopya arasında yaklaşık bir yıldır devam eden bölgesel gerilimi Türkiye'nin ara buluculuğunda sona erdiren, dönüm noktası niteliğindeki Ankara Antlaşması tüm dünyada olumlu yankılar bulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin uluslararası huzuru, barışı ve güvenliği önceleyen bu yapıcı tutumu ve uygulamaları Türk dünyasında da olumlu sonuçlar ve güçlü ilişkiler ağının gelişmesine yol açmıştır. 1990'lı yılların başında birer birer bağımsızlıklarını kazanıp özgür devletler statüsünü kazanan Türk devletleriyle hem ikili iş birliği hem de ittifak üstyapı girişimleri güvenli ve sağlıklı bir biçimde başarıyla yürütülmüş ve nihayetinde güçlü bir birlikteliğe dönüşmüştür. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı 5 daimi ve 3 gözlemci üyesiyle ticaret ve ekonomiden kültüre, savunmadan eğitime, turizmden sağlığa her alanda yapılan anlaşmalar "dilde, fikirde, işte birlik" temel ilkesinin ete kemiğe büründüğünü çok açık ve net bir şekilde kanıtlamaktadır. Türk dünyasıyla ilişkiler genel çerçevesinde ele alındığında, 27 Ekim 1991 tarihinde SSCB'nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Türkmenistan'ı ilk tanıyan ve Başkent Aşkabat'ta ilk büyükelçiliği açan Türkiye Cumhuriyeti ile dost ve kardeş ülke Türkmenistan arasında yıllarca akamete uğratılan siyasi münasebetler güçlü temeller üzerinde yeniden inşa edilmiştir. Ortak tarihi, dili, dini, kültürü paylaşan iki dost ve kardeş ülke ve halklar arasında diğer Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleriyle olduğu gibi Türkmenistan'la da "bir millet, iki devlet" temelinde dengeli, karşılıklı saygı ve iş birliğine dayalı güvenliği ilişkiler bulunmaktadır. İki kardeş ülke arasındaki dış politika, ticaret ve ekonomi, kültür ve eğitim başta olmak üzere her alanda sağlıklı yürütülen süreç bugün görüşmekte olduğumuz mutabakat zaptıyla da bir adım daha ileriye götürülecektir. Yakın geçmişte, özellikle doğal gaz ağırlıklı kaynak naklî bağlamlı enerji anlaşmalarının yanı sıra 1992'den beri etkin olan bu ortak eğitim mutabakat zaptının hukuki zemininin güçlendirilmesi bu vesileyle en büyük amaç edinilmiştir. Dolayısıyla, son dönem Türk bilim ve düşünce duayeni rahmetli Alev Alatlı'nın veciz ifadelerinde vurguladığı gibi, Türklük kul hakkıdır düsturu ışığında Türk dünyası adına atılan her adım ve hizmette bu kul hakkının hilafına düşmeden Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak amasız, fakatsız desteğimiz olacağı yüksek şuur ve kararlılığıyla bu mutabakat zaptının onayına olumlu katkı sağlayacağımızı belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. 

{ "vars": { "account": "G-E1EN649QR9" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }