Ana Sayfa  /  SİYASET  /  'PARTİDEN ATILANLARIN AMACI HAYIR KAMPANYASI DEĞİL, MHP ALEYHTARLIĞI'
  • Facebook da Paylaş
'PARTİDEN ATILANLARIN AMACI HAYIR KAMPANYASI DEĞİL, MHP ALEYHTARLIĞI'
  • 13-03-2017
  • 0 yorum
  • 7875 okunma
MHP'li Semih Yalçın, 'MHP; kolektif vicdanın siyasete yansıması, millî vicdanın politikadaki karşılığıdır. Türkiye'nin varlığını sürdürmesi ve bekası açısından hayati bir fonksiyon icra etmektedir.' dedi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, referandum süreci ve son günlerde MHP’nin saldırıların odağında tutulmasının sebepleri hakkında açıklama yaptı.

MHP camiasıyla alakası kalmamış, “merdut” ve kovulmuşlardan mürekkep müzmin muhalefetin; il il, ilçe ilçe gezerek ülkeyi dolaştığını belirten Yalçın; bunların, “referandum için hayır kampanyası yürütme” bahanesiyle aslında MHP aleyhinde yıkıcı propaganda yaptığını vurguladı.

Semih Yalçın, CHP’nin medyadaki tellal ve borazanlarının da MHP düşmanlarının; fitne, fesat ve şer yuvalarının sözde gönüllü hamiliğine soyunduklarını anlattı.

Yalçın, şunları kaydetti:

“Sözde muhalefet, türlü türlü methüsena, pohpohlama ve ajitasyonla CHP’nin kayığına bindirilmiştir. Oysa Atatürk’ten kalan zengin birikimin mirasyedisi ve Cumhuriyet’in yüz karası CHP’nin kayığına binmek, siyaseten imamın kayığına binmekten farksızdır. CHP, illetli ve siyaseten zürriyeti kesilmiş bir partidir. CHP yanlısı gazete ve televizyonlar; MHP’nin politikalarıyla ilgili makul, ayağı yere basan eleştirilerde bulunmak varken, iftira ve karalama yolunu tercih etmişler, kelam ve kalemlerini fitne ve bozgunculuğa tahsis etmişlerdir.”

Semih Yalçın; “Dün Alparslan Türkeş’i anlamaktan aciz olan, vaktiyle ona karşı çıkan zihniyet; bugün de Devlet Bahçeli’ye muhalefet etmektedir.” dedi.

MHP’nin, kolektif vicdanın siyasete yansıması olduğunun altını çizen Yalçın, “Türk toplumunun içindeki ortak “o ses”, MHP’dir. Türk milletinin bekası, geleceği, birlik ve bütünlüğü adına hüküm verip uygulamaya geçiren toplumsal vicdanı MHP temsil etmektedir.” ifadesini kullandı.

 

Semih Yalçın’ın açıklaması şöyle:

 

Anayasa değişikliğiyle ilgili referandum yaklaştıkça, sürecin dominant ve başat aktörü MHP aleyhindeki kampanya ve propagandalar da hız kazanmıştır.

Bu aleyhte kampanyaları yürüten ve destekleyenlerin kirli emellerini, karanlık amaçlarını ortaya dökmek, MHP'ye yönelik saldırıların arka planını deşifre etmek için; öncelikle partimizin maşeri vicdanın teşekkülü bakımından nasıl bir fonksiyon icra ettiği, algıları nasıl değiştirdiği Türkiye'de siyaseti nasıl sağlam bir hedefe kanalize ettiği üzerinde durulmalıdır.

Meşru siyasi hareketler; vücudun ana damarları gibi topluma can veren, bünyeye kan pompalayan enerji ve oksijen kaynağıdır. Ana damarlarda tıkanıklık hâsıl olduğunda, bundan bütün vücut etkilenir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket ve onun politikadaki temsilcisi olan MHP, Türk toplumunun atardamarıdır. Türkiye’nin iç ve dış etkenlere dayanıklı, güçlü bir sosyal bünyeye sahip olmasında MHP’nin önemli katkısı vardır.

Aynen insan vücudundaki atardamarın oksijen yüklü temiz kanı bütün organlara taşıdığı gibi MHP de Türk milletinin bütün temiz değerlerini toplumun her kesimine dağıtmakta ve yaymakta; sosyal yapının zinde, güçlü, dinamik ve mukavim olmasını sağlamaktadır.

Bunun içindir ki MHP, Türkiye’nin varlığını sürdürmesi ve bekası açısından hayati bir fonksiyon icra etmektedir.

Nasıl atardamarlardaki tıkanıklık bünyede kansızlığa ve kangrene varıncaya kadar ciddi rahatsızlıklara yol açarsa, MHP’nin işlevini görmesinde meydana gelecek bir engel, bütün Türk toplumunu derinden etkilemektedir.

MHP; fikriyatı, mücadelesi ve ilkeli tutumuyla Türk toplumunu ve onu ayakta tutan maşeri vicdanı beslemektedir.

Vicdan, insanoğlunun yüreğinde kurulu manevi adalet mekanizmasıdır. Gözle görülmese elle tutulmasa da vicdan her iş ve oluşta devreye girerek insan davranışlarını tayin eder. Biz vicdanı göremesek de onun yansımalarına güçlü bir şekilde şahit olmak, sonuçlarından etkilenmek suretiyle mevcudiyetini idrak ederiz.

Vicdan, insanı iyiye ve doğruya teşvik ederek sürekli adalet duygusu üreten bir gönül mahkemesi, hak ölçütüdür. Vicdan, içimizdeki “o ses”tir. İnsan davranışlarını yargılayan ve hükmünü veren de, hükmü geri bırakan da vicdandır.

Toplumların da vicdanı vardır. Sosyal dokuyu şekillendiren mensubiyet şuuru, nizam ve denge gibi unsurları; kolektif vicdan oluşturur. Kolektif vicdan; aile, sosyal çevre ve eğitimin katkılarıyla teşekkül eder. Ortaya müşterek bir “o ses” çıkar.

 

MHP, TOPLUMSAL VİCDANI TEMSİL EDİYOR

İşte Türk toplumunun içindeki ortak “o ses”, MHP’dir. Türk milletinin bekası, geleceği, birlik ve bütünlüğü adına hüküm verip uygulamaya geçiren toplumsal vicdanı MHP temsil etmektedir.

MHP; kolektif vicdanın siyasete yansıması, millî vicdanın politikadaki karşılığıdır.

Bunun içindir ki Türkiye’de 48 yıllık bir siyasi hareket olarak MHP, çoğunluk partisi olmamasına rağmen siyasetin dominant aktörüdür.

O bakımdan; MHP’nin gücü ve müessiriyeti kemiyetle değil keyfiyetle, sıkletiyle değil özgül ağırlığıyla ölçülür.

Eylem ve uygulamalarının, siyasette takip ettiği yolun rakamsal ve fiziksel karşılığından çok MHP’nin özgül ağırlığına, manevi nüfuzuna bakılmalıdır.

MHP’nin siyasi tarihimizin her döneminde neden büyük sorunlarla boğuşmak zorunda kaldığını, neden birtakım küresel operasyonlara maruz kaldığını anlamak için bütün bu işlevlerinin iyi anlaşılması icap eder.

MHP’nin Türk milleti açısından taşıdığı bu büyük önemi keşfeden küresel aktörler, mücadelesine başladığı yıllardan beri partimiz üzerinde kritik operasyonlar yapmakta, projeler uygulamaktadır.

Emperyalist küresel güçlerin amacı; Türkiye’yi kontrol edilebilen yönetilebilen, uydu bir devlet hâline getirmek; geçmişten tevarüs ettiği emperyal kültürün ışığında Osmanlı Devleti misali güçlü bir küresel aktör olarak yeniden uluslararası platformda sahne almasını engellemektir.

 

KÜRESEL GÜÇLERİN ÖNÜNDEKİ ENGEL MHP

Ancak gayelerine ulaşmak için küresel güçlerin önlerinde çok büyük bir engel vardır:

Birlik ve bütünlüğümüzün devamı için enerji üreten, emperyalist hücumlara karşı direnen ve toplumsal vicdanı temsil eden “ortak ses”, yani MHP!

Milliyetçi Hareket Partisi bu sebeple hedef alınmakta, MHP’yi etkisizleştirmek için çoklu projeler hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

MHP’nin geçmişine bakınız. 1969 sonrasında ABD ve Sovyet Rusya başta olmak üzere emperyalist ülkelerin içeride kaşıdıkları sosyal hassasiyetlerle kritik dengeler; siyasi ve askerî hareketlere, toplumsal olaylara yol açmıştır.

Yabancı istihbarat ajanları, yerli işbirlikçilerinin yardımıyla o yıllarda Türkiye’nin zayıf karnı olan ideolojik kamplaşmaları, etnik ve dinî farklılıkları öne çıkaran projeleri hayata geçirmişler; bunun sonucunda meydana gelen sosyal olayları ajite etmişlerdir. Ancak karşılarında toplumsal vicdanı ve beka azmini temsil eden Milliyetçi Ülkücü Hareketi ve MHP’yi bulmuşlar, planları bozulmuştur. Türk milliyetçileri ve onların politikadaki temsilcisi MHP; 12 Eylül 1980’deki askerî darbeye kadar küresel planlara, emperyalizmin yerli taşeron, maşa ve piyonlarına karşı çetin mücadeleler vermiştir.

İç savaş manzarası ve silahlı kavgalar genişledikçe, bölücülük ve komünizm silahlı mücadeleyle kurtarılmış bölgeler oluşturup Ülkücüleri üçer beşer öldürdükçe kolektif vicdan devreye girmiş ve millet, Ülkücülerin etrafında toplanmaya başlamıştır. Küresel projelerin sürdürülmesi hâlinde MHP’nin tek başına iktidara yürüyeceği görülmüştür.

İşte 12 Eylül Askerî Darbesi, Türkiye’nin bölünüp parçalanmasına engel olan Türk milliyetçilerini cezalandırmak üzere planlanmış ve uygulanmıştır. Darbenin ertesi günü Türkiye’de sokak hareketlerinin bıçak gibi kesilmesi, sanki birkaç gün öncesinde bir iç savaş havası yokmuşçasına ordunun yönetime ve ülkeye hâkim olması, çirkin senaryonun sahneye konduğunun en büyük delili olmuştur.

12 Eylül Askerî Darbesi MHP’nin önünü kesmeye matuf küresel bir projedir. Darbenin planlayıcı ve müşevvikleri olan istihbarat elemanları ve Türkiye’de görev yapmış olan diplomatlar, sonradan bu gerçeği itiraf etmişlerdir.

12 Eylül Askerî Müdahalesi; Ülkü Ocakları ve MHP’nin teşkilatlanmasına darbe vurmasına rağmen, Milliyetçi-Ülkücü Hareket yeniden toparlanmayı başarmıştır.

12 Eylül’den sonra Türkiye’yi çekip çevirmeye dönük küresel projelerin devamı niteliğinde FETÖ hareketinin temelleri atılmıştır. Askerlerin yönetimi devraldığı, ülkede terör estirdiği bir zaman diliminde FETÖ’nün öncelikle askeriyede örgütlenmesi tesadüfi değildir.

Emperyalizmin önceki başarısızlıklarına karşılık, alternatif bir proje olarak FETÖ’nün temelleri atılmıştır.

Daha sonra proje, bu örgüte devşirilecek elemanların Türkiye’nin bütün kurumlarına bütün kesimlerine sızması için planlı, programlı ve sabırlı bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır.

Daha sonraki tarihlerde bu örgütün mensupları askerî veya sivil, bütün alt operasyonel projelerde kullanılmıştır.

 

FETÖ, MASONLUK TARZI BİR TEŞEKKÜL

FETÖ’nün özellikle siyasi partilere kaynak yapması için adımlar atılmıştır. Bu örgütle ilişkisi olan kimseler; siyasi partilerin teşkilatlarına, Meclisteki gruplarına sokulmuştur. Zaman içinde Türkiye’de siyaseti yönlendiren Masonluk tarzı bir teşekkül ortaya çıkmıştır.

Tehlikenin boyutu geçmişte anlaşılamadığı için, siyasi parti liderlerine varıncaya kadar neredeyse bütün toplumsal aktörler bu örgütün elebaşı ve mensuplarıyla temas veya bağ kurma yarışına girmişlerdir.

FETÖ; MHP’nin MÇP adıyla yeniden toparlandığı bir dönemde, 1991 ve 1992’de camiamız içindeki operasyonlarda rol almış, Türkeşsiz Türk milliyetçiliği senaryolarının, partiden kopuşların teşvikçi ve tahrikçisi olmuştur.

O yıllar; bölücü örgüt PKK’nın eylemlerinin zirve yaptığı, devletin mevcudiyetine yönelen büyük bir tehditle başa çıkmaya uğraştığı; yöneticilerin çözüm üretmekte zorlandığı, bocaladığı bir dönemdir.

Dönemin MÇP Lideri Alparslan Türkeş; bölücü örgütün hesaplarını bozmak, onları sevk ve idare eden küresel aktörlerin planlarını boşa çıkarmak için millî dayanışma ve mutabakat ruhunu uyandırmaya, maşeri vicdanı harekete geçirmeye çabalamıştır.

Türkeş; 1991 Kasım’ında kurulan DYP-SHP koalisyonuna destek vermiş, başta terör ve ekonomik istikrarsızlık olmak üzere Türkiye’nin giderek büyüyen sorunlarına millî mutabakatla çözüm bulunabilmesinin önünü açmak istemiştir.

Ancak Türkeş’in ve partisinin deruhte ettiği tarihî misyonu anlamaktan aciz bazı milletvekilleri ve sözde Ülkücüler, kendisine karşı çıkmışlardır.

Bunun üzerine FETÖ elemanları ve yabancı istihbarat ajanları derhal harekete geçerek hem MÇP bünyesinde hem de Ülkücü camiada manipülasyon ve ajitasyonları körüklemişler, Türkeş karşıtlığı üzerinden camiamızı bölmek ve etkisizleştirmek için çaba göstermişlerdir.

Bu proje kısmen uygulanabilmiş ve bazı isimler, MÇP’den ve Ülkücü Hareketten kopmuştur. Malum müzmin muhalefetin temelleri de o yıllarda atılmıştır. Ancak ana gövdeden daha gür kollar uzamış, genç filizler ortaya çıkmıştır.

Alparslan Türkeş’in davasını özümseyemeyenler, 1993’te Ermenistan’ın o dönemdeki Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan’la Türk devleti adına Paris’te yaptığı görüşmeyi de tenkit etmişlerdir.

Her şeye rağmen Türkeş; yasaklar kalkınca yeniden MHP adını alan partisini ve Milliyetçi-Ülkücü Hareketi sadece siyasi oyunun parçası değil, oyun kurucu hâline getirmiştir.

 

BAHÇELİ, BAŞBUĞ’DAN DEVRALDIĞI MİSYONU LİYAKATLE SÜRDÜRÜYOR

Başbuğumuzun ebediyete irtihalinden sonra 1997’de bayrağı devralan Sayın Devlet Bahçeli, aynı misyonu vukuf ve liyakatle sürdürmüş ve sürdürmektedir.

Küresel güçlerin cambazı ve maşası olan FETÖ; MHP bünyesindeki en büyük operasyonlarına, 2011 seçimleri öncesinde Kaset Komplosu’yla start vermiştir.

Buna karşılık; bölücü örgütün maksat ve hedeflerini iyi bilen MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, 31 Mart 2011’de “Gülen Hareketi”nin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması çağrısında bulunmuştur.

O zaman bu çağrıya bütün siyasi aktörler şiddetli tepki göstermişlerdir. O dönemde Sayın Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna sunduğu ve tehdidi bütün çıplaklığıyla resmeden fotoğrafı görmezden gelenler, sonradan ah vah etmişler ama geç kalınmıştır.

Gerçek yüzleri yavaş yavaş ortaya çıkan ve arkasına saklandıkları sözde dindar “hizmet hareketi” perdesi aralanmaya başlayan FETÖ’cüler, bundan sonra gerek ellerindeki medya organlarını gerekse destekçileri olan politikacıları kullanarak MHP aleyhinde yıkıcı propagandalara başlamışlardır.

FETÖ’nün MHP’ye sızarak içeriden ele geçirme çabaları ise sonuçsuz kalmıştır.

FETÖ, 2015 Kasım seçimleri sonrasında ise müzmin muhalefeti örgütleyerek MHP aleyhindeki gayretlerine yeni bir veçhe vermiştir.

FETÖ’nün bünyesinde en güçlü yuvalandığı parti, o dönemde iktidar partisi AKP olmuştur.

Örgütü kullanan küresel aktörler, bu yolla Türkiye’nin bütün kurumlarını kontrol edilebilir kılmayı hedeflemişlerdir.

2016 yılı ortalarına gelindiğindeyse FETÖ; elebaşının da gizli toplantılarında söylediği gibi, devleti tamamen ele geçirebilecek gücü kendinde görerek harekete geçmiş, 15 Temmuz’da bir Darbe Girişimi yapmıştır.

 

15 TEMMUZ’DA OYUNU MHP BOZDU

O günün gecesi, küresel güçlerin güdümündeki FETÖ’nün oyununu yine MHP bozmuştur. Darbe girişimine karşı ilk cesur siyasi çıkışı MHP Lideri Devlet Bahçeli yapmış, partisiyle teşkilatlarının devletin ve meşru hükûmetin yanında yer aldığını açıklamıştır.

Milletimizin tanklara karşı göğsünü siper etmesinde, askerî ve sivil devlet kurumlarında darbe girişimine karşı şiddetli bir direniş oluşmasında MHP’nin açık tavrı belirleyici bir rol üstlenmiş ve liderinin ustaca hamlesi, sonuca doğrudan etki etmiştir.

Böylelikle MHP bir kez daha hayati işlevini icra etmiş, bir gece vakti millî vicdanı uyandırıp ayağa kaldırmıştır.

Bölücülerin azgın ve kanlı sokak eylemleri yüzünden “MHP neden sokaklara inmiyor?” diye yırtınanlar, MHP’nin; beka tehdidi karşısında milletin sokaklara hâkim olmasını nasıl sağladığını görmüştür.

Küresel emperyalizm; kontrol edilebilir ve güçsüz bir Türkiye oluşturma yolunda önündeki en büyük ve aşılamaz engelin, MHP olduğunu bir kez daha öğrenmiştir.

Bunun içindir ki FETÖ’nün hâlen tamamen temizlenemeyen gizli ayakları, parasal kaynakları ve toplumun çeşitli kesimlerine gizlenen elemanları MHP’yi içeriden bölmek için müzmin ve sözde muhalefeti bir Truva Atı gibi kullanmayı denemişlerdir.

Ancak ne bu at kaleden içeri girebilmiş ne de atın içine yuvalanan kurşun askerler başarılı olabilmiştir.

Bununla birlikte, tahtadan atın beş acemi süvarisi ve bunların arkasına taktığı bir avuç kurşun asker; arkalarına aldıkları gizli destekler ve teşviklerle saldırılarını sürdürmektedir.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin neden Anayasa değişikliği için hamle yaptığını, neden referandumda Evet diyeceklerini açıkladığını anlamak için Alparslan Türkeş’in geçmişte attığı adımları ve MHP’nin misyonunu doğru tahlil etmek gereklidir.

Türkeş; 1977’de başkanını seçemeyen Meclisteki siyasi tıkanıklığı ve krizi çözmek için nasıl CHP’nin adayı Cahit Karakaş’a oy vermişse, nasıl 1991’de DYP-SHP koalisyonuna güvenoyu verilmesini istemişse, Ermenistan’ın eski Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan’la hangi saik ve hangi gerekçelerle görüşmüşse, MHP Lideri Devlet Bahçeli de aynı sebeplerle Anayasa değişikliğinin önünü açmıştır.

 

TÜRKEŞ’E MUHALEFET EDENLERLE BAHÇELİ’YE KARŞI ÇIKANLAR AYNI

Dün Alparslan Türkeş’i anlamaktan aciz olan, vaktiyle ona karşı çıkan zihniyet; bugün de Devlet Bahçeli’ye muhalefet etmektedir.

Genel Başkanımız Devlet Bahçeli; tıpkı Alparslan Türkeş gibi, MHP ve Milliyetçi-Ülkücü Hareketin oyunda figürasyon olarak değil, bizzat oyun kurucu olarak yer almasını sağlamıştır.

Fırat Kalkanı Harekâtı nasıl Türkiye’nin elini güçlendirmiş ve bölgedeki satrançta masaya oturtmuşsa, Devlet Bahçeli de politika meydanındaki Anayasa değişikliği hamlesiyle partisini ve camiasını Türk siyasetinin başat aktörü konumuna getirmiştir.

MHP, Mecliste HDP’nin de gerisine düşmekle itham edilmiştir. Oysa MHP’nin misyon ve fonksiyonu 40 milletvekiliyle ölçülemez. MHP’nin ederi, kemiyetten çok keyfiyetle değerlendirilmelidir.

MHP; bölücü terör örgütü PKK’nın siyasi kanadı konumundaki HDP’nin siyaseten etkisizleştirilmesine zemin hazırlamış, terörle mücadelenin Türk milletinin çıkarları ve bekası doğrultusunda yapılmasını temin için inkâr edilemez bir rol üstlenmiştir.

MHP; Türk milletinin varlığından, birliğinden ve egemenlik haklarından vazgeçilemeyeceğini ispatlamış ve bunun aleyhindeki AKP politikalarının değişmesini sağlamıştır.

Sözde muhalefetin Anayasa değişikliği için 16 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik hayır kampanyası yürütmesinin ardında MHP’nin üstlendiği bu hayati misyonu ve millet nezdindeki itibarını baltalama amacı yatmaktadır.

Üstelik bunların arasında Ülkücü Hareketin imkân ve nimetleri sayesinde milletvekili olan ve isim yapan kimseler de yer almıştır. Bunlar; sayesinde dünya nimeti ve mevki sahibi oldukları bir camianın dinamiklerini inkâr etmişler, kendilerini var eden partilerine ve onun saygın liderine arkalarını dönme saygısızlığını, edepsizliğini, cüretkârlığını ve nankörlüğünü göstermişlerdir.

Bu güruh, kıyamet öncesinde eşeğiyle yandaş toplayan deccal misali kapı kapı dolaşıp siyaset simsarlığı yaparken farkında olmadan karadelik meydana getirmektedir. Oluşturdukları karadelik, bu politika deccallarını ve etrafında toplananları içine çekip yutacaktır.

Kendi partisinin politikaları aleyhinde çalışan, birlikte yola çıktığı arkadaşlarına yolda tuzak kuran veya tuzak kuranların maşası olan milletvekillerine MHP’nin kanun ve tüzük çerçevesinde uygulayacağı muamele bellidir ve meşrudur. Bunlar hakkında partimizin disiplin kurulları gereken adımı atmış, partiden ihraçları kararlaştırılmıştır.

 

PARTİDEN ATILANLARIN AMACI HAYIR KAMPANYASI DEĞİL, MHP ALEYHTARLIĞI

MHP camiasıyla alakası kalmamış, “merdut” ve kovulmuşlardan mürekkep müzmin muhalefet; il il, ilçe ilçe gezerek ülkeyi dolaşmakta, “referandum için hayır kampanyası yürütme” bahanesiyle aslında MHP aleyhinde yıkıcı propaganda yapmaktadır.

Gittikleri yerlerde bunları karşılayanların çoğu, ya eskiden MHP’lilerle hasbelkader bir arada bulunmuş ve sonradan partimizle ilgisi kalmamış kimselerdir ya da partilerinden ümidini kesmiş eski CHP’lilerdir.

Müzmin muhalefet güruhu; toplantılar düzenlemek için her gittikleri yerde kendileri gibi siyaset atık ve artıklarıyla irtibat kurmakta, bunlar üzerinden partimize ve camiamıza saldırmaktadır.

Bu güruhun MHP aleyhinde yürüttüğü kampanyada yoğurdun bol olduğu, gösterişli toplantılar için hiçbir masraftan çekinilmediği gözlerden kaçmamaktadır.

Camiamızdan tart edilmiş “siyaset atıkları”ndan ve sözde Ülkücülerden oluşan müzmin muhalefetin para kaynakları kimler ve hangi odaklardır?

Bunlar hangi mahfillerden, hangi merkezlerden beslenmektedir?

Bunları gerek el altından ve gizli olarak gerekse açıktan kimler, hangi odaklar desteklemektedir?

Meselenin en manidar yanı, Marksist yuvası hâline gelmiş CHP’nin emrindeki medya organlarının; MHP tabanı ve milletimizin itibar etmediği siyaset deccallarına hayat öpücüğü vermek için cilvelenmesidir.

CHP destekçisi bir kısım medyanın kapıları müzmin muhalefete ardına kadar açılmıştır. Buralarda devamlı olarak Milliyetçi Hareket Partisine hakaret edilmekte, Sayın Devlet Bahçeli’ye ölçüsüzce, seviyesizce saldırılmaktadır.

 

CHP HEM TAKTİK VERİYOR HEM TAHRİK EDİYOR

Bunlara ayak ve taktik veren de CHP’nin çapsız sözcüleridir.

CHP’nin medyadaki tellal ve borazanları, MHP düşmanlarının; fitne, fesat ve şer yuvalarının sözde gönüllü hamiliğine soyunmuşlardır. Onların davulunu çalıyor görünmeye, sahte imtiyazlar tanıyıp kayırmacılık pozu vermeye başlamışlardır.

Sözde muhalefet, türlü türlü methüsena, pohpohlama ve ajitasyonla CHP’nin kayığına bindirilmiştir. Oysa Atatürk’ten kalan zengin birikimin mirasyedisi ve Cumhuriyet’in yüz karası CHP’nin kayığına binmek, siyaseten imamın kayığına binmekten farksızdır.

CHP, illetli ve siyaseten zürriyeti kesilmiş bir partidir.

CHP yanlısı gazete ve televizyonlar; MHP’nin politikalarıyla ilgili makul, ayağı yere basan eleştirilerde bulunmak varken, iftira ve karalama yolunu tercih etmişler, kelam ve kalemlerini fitne ve bozgunculuğa tahsis etmişlerdir.

Aklı başında gazetecilik, aklı başında eleştiri; er kişinin kârıdır. Bunlar, kârını bilmeyecek kadar aklı başından gitmiş zavallılardır.

Gazetecinin görevi; sessiz yığınların, halkın dili; teslim edilmeyen hakkın müdafii, tecelli etmeyen adaletin terazisi, kamunun vicdanı olmaktır.

 

CHP YANLISI MEDYA, LENİNİST PROPAGANDA YÖNTEMİ KULLANIYOR

Tarafımızdan defalarca yazılıp söylenmiştir. Ancak burada şu hususları bir defa daha sıralamakta fayda görüyoruz:

 

ü CHP yandaşı gazeteciler ve medya organları; bugüne kadar kaos baykuşu, felaket tellalı olmaktan öteye geçememişler, ideolojik kamplaşmaların, politikada kin, nefret ve düşmanlığın teşvikçisi olmuşlardır.

ü Malum medya; kendileri gibi düşünmeyenlere iftira atmayı, düzmece bilgilerle onlar aleyhinde karalama kampanyaları yürütmeyi meslek ve meşrep edinmiştir.

ü Bunlar; her zaman mağlup ve meyus oldukları için, ümitsizce ve bodoslama MHP’ye saldırmaktadır.

ü Bunlar, MHP aleyhindeki kampanyalarının etkisini kırdığımızı görünce taktik değiştirip belden aşağı vurmaya başlamışlardır.

ü Bunlar; yalanlarını, iftiralarını çürüttüğümüz hâlde aynı yaveleri ısrarla tekrarlamaktadır.

ü Çünkü CHP muhibbi medya mensuplarının çoğu her zaman söylediğimiz gibi eski Marksist’tir ve Lenin’in “çok tekrarlanan yalanın bir süre sonra gerçek gibi kabul edileceğine” dair taktiğine başvurmaktadır.

ü Bu yapılırken de partimizden atılmış küçük güruh, vesayet altına alınıp piyon olarak kullanılmaktadır.

ü Milletimiz artık CHP’nin samimiyetsiz ve gaflarla dolu propagandalarına itibar etmemekte, yandaş gazetecilerin yazıp söylediklerine de beş paralık değer vermemektedir.

Bununla birlikte;

ü MHP’nin; bu kirli oyunları, CHP yanlısı gazete ve televizyonlarda aleyhimizde yazılıp söylenenleri yargıya taşıma hakkı doğmuştur.

ü Partimiz hem bunlarla hukuki yollardan hesaplaşacak hem de bu kampanyanın arkasındaki aktörleri, teşvikçilerini ve buna alet olanları birer birer deşifre edecektir.

ü MHP'ye düşmanlık yapanlar, tek tek ismen ve kurumsal olarak açıklanacaktır.

ü Kendini bilmez bazı siyasi figüranlara, kimi basiretsiz TV yorumcularına, bir iki gazete ve onların fosilleşmiş köşe yazarlarına rağmen; âdeta “ateşten gömlek giydiğimiz” böylesi zor ve çetin günlerde, Milliyetçi Hareketin ve onun mümtaz liderinin deruhte ettiği vazife, millî tarihe şimdiden not düşülmüştür.

İç ve dış güvenlik sorunlarının giderek ağırlaştığı, vatanımızı içine alan husumet çemberinin giderek daraldığı, kısacası Türkiye’nin çok ciddi bir beka sorunuyla karşı karşıya kaldığı en buhranlı bir zamanda, derinleşen hükümet sistemi tartışmalarını millî mutabakata kalbetmek yolunda MHP’nin attığı Anayasa değişikliği adımı, son derece mühimdir.

MHP; sistem tartışmalarının siyaseti tıkamasını ve bunun bir rejim krizine dönüşerek yeni krizlere davetiye çıkarması ihtimalini görmezden gelmemiş, kulağının üstüne yatmamıştır.

Bilinmelidir ki hâlihazırda içinde bulunduğumuz sıkıntıların derinleşmesinde rol oynayan problemleri azaltmak, ülkeyi âdeta kilitleyen sorunlar yumağını çözmek, ülkemizin huzuruna ve güvenliğine kast eden risk ve tehditleri ortadan kaldırmak için MHP’nin çabaları sürmektedir.

Şimdi soruyoruz?

ü Referandum kararını bahane ederek MHP’ye saldıranlar, yakın geçmişi ne çabuk unutturmaya çalışıyorlar?

ü Daha dün 15 Temmuz’da Türkiye, vatan kaybının sınır hattına gelmedi mi?

ü Türkiye’nin işgale uğramasına, ramak kalmamış mıydı?

ü İç savaşa savrulmaktan kıl payı kurtulmadık mı?

ü Devletimiz yıkılmaktan, milletimiz paramparça olmaktan, ilanı yapılmamış bir Sevr’i, hatta daha acıklısını yaşamaktan son anda kurtulmadı mı?

Unutanlara hatırlatalım:

ü Türkiye hâlâ devasa tehditlerin hedefindedir.

ü Ülkemizi Suriye ve Irak misali etnik ve mezhep temelli bölme planları hâlâ dolaşımdadır.

ü Gaflet ve dalalet içindeki CHP, Perinçekgiller tayfası ve müzmin sözde muhalifler uyusa da düşman uyumamaktadır.

Bu yüzden referandumda MHP “Evet!” diyecek, millî birlik ve beraberlikte yeni bir hamlenin, yeni bir silkiniş ve uyanışın kapıları millet eliyle aralanacaktır.

MHP muarız ve aleyhtarlarının attıkları iftiralar, yazdıkları yalanlar ayaklarına dolanacaktır.

MHP kervanı 16 Nisan’dan sonra da yoluna devam edecektir.

 

etikhaber.com

Etiketler : -

Yorumlar

Diğerleri

ARŞİV