Ana Sayfa  /  SİYASET  /  'BİZİ YOLUMUZDAN DÖNDÜREMEZLER'
  • Facebook da Paylaş
'BİZİ YOLUMUZDAN DÖNDÜREMEZLER'
  • 27-05-2017
  • 0 yorum
  • 3436 okunma
MHP Lideri Devlet Bahçeli, 27 Mayıs Ülkücü Şehitleri Anma Gününde, Kızılcahamam’daki, Ülkücü Şehitler Anıtında günün anlam ve önemine ilişkin bir konuşma yaptı.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,
Değerli Ülküdaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Sözlerime başlarken hepinizi saygı ve şükranlarımla selamlıyorum.
Mukaddes bir ayın ilk gününde, on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’in hemen başında manevi bir görevi yerine getirmek maksadıyla burada toplandık.
Her Mayıs ayının 27’sinde, kalplerimize taht kurmuş, Türk tarihine damga vurmuş Ülkücü Şehitlerimizi özlemle, minnetle ve elbette Fatihalarla yad ediyoruz.
Onların haklarını ödemek ne mümkün, bir nebze olsun vefa borcumuzu yerine getiriyoruz.
İnancımıza göre şehitlik en büyük mertebedir.
Şehitlerin Allah katında kadir ve kıymetleri müstesna niteliktedir.
Yine biliyor ve inanıyoruz ki, şehitlik peygamberlikten sonra en yüce makamdır.
Allah yolunda şehadet şerbetinden kana kana içenler ölü değildir.
Bilakis onlar diridirler, fakat bunu sadece biz göremeyiz.
Şehitlik muazzam bir inanışın, muhteşem bir duyuş ve kendinden geçiş halinin sonucudur.
Bu nedenle de ancak seçilmiş insanların yolu, seçkin ruhların marifet ve mükafatıdır.
Milliyetçi Ülkücü Hareket’in şerefli geçmişi bu mükafat ve liyakata erişmiş nice yiğit ülkü şehidimizin hatıralarıyla doludur.
Onların alnı açıktı.
Onların başı dikti.
Ve onların vicdanı rahat, yürekleri de vatan, millet ve bayrak aşkıyla bezenmişti.
Tıpkı merhum Ömer Seyfettin’in Başını Vermeyen Şehit hikayesindeki Deli Mehmet gibi, her biri onur timsali, ahlak kutbu, fedakarlık burcuydu.
Yine her bir Ülkücü Şehidimiz Çanakkale’de devleşip fırın gibi siperlerde parlayan, Allah Allah sesleriyle toprağın koynuna adeta atılan, yiğit ve muzaffer nesil gibi korkusuz, tavizsizdi.
Şundan eminiz ki, bir hilal uğruna can veren şehitlerimiz gök kubbemizde aziz vatanımızın ebedi ve manevi muhafızlarıdır.
Ve onlar her daim bizimledir.
Nitekim şehitlerimiz, merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerinde gerçek anlam ve karşılığını bulmuştur:
“Sana dar gelecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.”
Ülkücüler, kendilerine ihtiyaç duyulan her anda ortaya çıkarak millet ve vatan sevgisinin sınavını şehadet ve mahkûmiyet karşısında verebilmişlerdir.
Bu itibarla aziz şehitlerimizle ne kadar övünsek az, ne kadar gurur duysak yetersizdir.
Şehitlerimizi ve kutlu mücadelelerini unutmak ise asla mümkün değildir.
Unutursak eğer kanımız kuruyacaktır.
Unutursak eğer kalbimiz çürüyecektir.

Değerli Arkadaşlarım,
Türkiye’nin zorlu ve meşakkati fazla olan bir döneminde Milliyetçi-Ülkücü Hareket ümitsizliğe kapılmadı, yılgınlık göstermedi.
Milli mukavemeti kırmak isteyen odaklara aman vermedi, teslim olmadı.
Çünkü inanıyorduk.
Çünkü haklı ve tarihi bir davaya bağlanmıştık.
Akif’in dediği gibi; cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.
Yürüdük, zalimlere direndik.
Yürüdük, hainleri süpürdük.
Asım’ın nesli olduğumuzu bilerek yürüdük, Türk’e ve Türkiye’ye düşman kesilenlerle bugünlerde olduğu gibi hesaplaştık.
Kabul edilmelidir ki, bu hesap ağır oldu.
Sosyal bedeli yüksek çıktı.
Zaman oldu sükût kadar kimsesiz, zaman oldu çığlık kadar hür olduk.
Ancak küsmedik, gücenmedik, vazgeçmedik, bana ne demedik.
Acizlik ve atalet göstermedik.
Yorgunluk ve bezginlik sarmalına girmedik.
Kimimiz şehit oldu, kimimiz gazi.
Kimimiz mahkûm oldu, kimimiz mağdur.
Ne var ki millete, tarihe, ecdada, bizlere umut bağlayan mazlumlara çok şükür mahcup olmadık, mağrurluğumuzdan ödün vermedik.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket asaletini hiç kaybetmedi.
Sadakatten hiç ayrılmadı.
Cesaret ve hamiyet çizgisinden de hiç sapmadı.
Gün geldi, nefesi yetişmeyenler geriye düştü.
Gün geldi, nefislerine tutsak düşmüş, dünyevi menfaatlerini davanın önüne çıkaranlar gevşeklik gösterip yanlışa girdi.
Bizden sandıklarımızın karanlık yüzlerine, işbirlikçi niyetlerine, şer oyunlarına şahitlik ettik.
Melanet saldırı ve melun senaryolara muhatap kaldık, ama eğilmedik, ezilmedik.
Üstelik bunlara takılmadık, aldırış etmedik.
Biliyorduk ki, fikrimiz isabetli, ülkülerimiz doğruydu.
Yüzümüz ak, yönümüz aydınlıktı.
Geldiğimiz yer belli, gideceğimiz yer bilinmekteydi.
Kökümüzden kopmadan mücadele ettik.
Kimliğimizi savunarak, kaynaklarımızı koruyarak millet-i ebed müddet, devlet-i ebed müddet iradesine sahip olduk.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe kararlığımızdan en ufak taviz vermedik.
Dedik ki, ancak Allah karşısında eğiliriz.
Kula kulluk etmez, tutsaklık nedir tanımayız.
Şairin “bir baksana gökler uyanık, yer uyanıktır. Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır” seslenişine kulak verdik.
Uyanık bir şuur, faal bir muhayyile, iman etmiş bir kalp, Türk-İslam ülküsünde erimiş yüreklerle asrın tuzak ve komplolarına meydan okuduk.
Dünya yıkılsa da irademizin ve iddialarımızın sarsılmayacağını sayısız badireden çıkarak, nice felaketleri aşarak ispat ettik.
Geriye dönüp baktığımızda, yaşanan onca acı ve ıstırap verici hadiseyi yorumladığımızda, hamd olsun, bizi utandıracak, kahredecek bir olumsuzluğun olmadığını gönül huzuruyla söylemek isterim.
Ülkücü şehitler hem tanığımız hem de onurumuzdur.
Onlar ki, milliyetçiliğin hor görüldüğü dönemlerde, şahlanacağı günlerin hasretini çekmişlerdi.
Türklüğün boynu bükük duruşundan, doğrulacağı zamanın umudunu taşımışlardı.
Gönüllerinde millet sevgisi, kalplerinde Allah inancı, akıllarında tükenmeyen bir dava şuuruyla hedefe kilitlenmişlerdi.
Bazen kör bir kurşun, bazen kahpe bir pusu, bazen de alçak bir idam sehpası onları bizden kopardı.
Daha güçlü bir Türkiye istiyorlardı, çok görüldü.
Daha müreffeh bir millet amaçlıyorlardı, fazla bulundu.
Daha kudretli bir devlet arzuluyorlardı, çekemeyenler harekete geçti.
Ülkücü şehitlerimiz bedeli kanla, canla ödenmiş büyük ve milli bir görevi yerine getiren Türk milletinin soylu evlatlarıdır.
İşte bu sebeple, hepinize tavsiyem odur ki;
Bastığınız yerleri, toprak diyerek geçmeyin.
Yerin altındaki kefensiz yatan kahramanları her fırsatta düşünün.
İncitmeyin onları, sızlatmayın kemiklerini, muazzep olmasın ruhları.
Üç Hilaldi sancakları, al bayraktı sevdaları, bozkurttu yol başçıları.
Namus bellemişlerdi Türk-İslam Ülküsünü.
Kabına sığmayan seldiler.
Pranga vurulamayan, vurulmamış olan, davalarının başarı ve bir adım ilerleyişi için ele avuca sığmayan, iffet zirvesi, istiklal ziynetiydiler.
Onlar Türklüğün övünç madalyası, şanlı geçmişimizin anıtlaşmış isimleri, her biri feragat ve fazilet simgesi Milliyetçi-Ülkücü şehitlerdir.
Rabbim hepsinden razı olsun.

Değerli Ülküdaşlarım,
Türk milletinin beka mücadelesi dün olduğu gibi bugün de sürmektedir.
Bu mücadele çilelidir, zorludur, hunhar ve alçak komploların kıskacındadır.
Türkiye, tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşamaktadır.
Vatan ve millet nöbeti bekleyen evlatlarımızın gün aşırı şehadetleri yüreklerimizi parçalamaktadır.
12 Eylül öncesi sonuç alamayan, emellerine muvaffak olamayan emperyalizmin yerli, yabancı ve yeni yetme uşakları kanlı ve acımasız saldırılarına devam etmektedir.
Mahşere kadar ilerleyecek şehitler kervanına her gün yeni katılımların olması bizleri derinden üzmektedir.
Vatanımıza yan bakan, tarihi hesapları görmek için kuyruğa giren ne kadar cani heves ve cinayet örgütü varsa karşımızdadır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket yine görevinin başındadır.
Yine hıyanete karşı milletinin yanındadır.
Şiddet ve haydut çetelerine karşı yine devletiyle aynı hizadadır.
Bakınız ne diyordu merhum Arif Nihat Asya;
“Şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar bekliyor.
Ve bir bayrak dalgalanmak için rüzgâr bekliyor.”
Bu rüzgâr millet iradesidir.
Bu rüzgâr Türk’ün bükülmeyen bileği, amansız ve emsalsiz mücadele azmidir.
Terörizm illeti sökülüp atılmadıktan, milli birlik ve dayanışma bilinci kökleşip güçlenmedikten sonra önümüz sisli, ömrümüz kısadır.
Milliyetçi-Ülkücü Hareket, aleyhe propagandalara, sinsi provokasyonlara, vahim iftira ve karalamalara rağmen Türkiye’nin hak ve hukukunu müdafaa konusunda özverili, sorumlu ve fedakarca tavır sergileyecektir.
Nitekim şimdiye kadar yaptığımız da budur.
Ne PKK, ne FETÖ, ne de bir başka muhasım odak Türkiye’yi dize getiremeyecektir.
Biriz, beraberiz; biz Türk milletiyiz.
İhanet kol geziyor, işgal müteahhit ve muhipleri at koşturuyormuş; ne gam, ne tasa; Allah’ın izniyle el ele verdikten, omuz omuza durduktan sonra hepsini yener, hepsinin üstesinden milletçe geliriz.
Bizi korkutamazlar.
Bizi yolumuzdan döndüremezler.
Aziz şehitlerimizin beklediği de budur.
Ateş çemberinden geçerek bugünlere gelen Milliyetçi-Ülkücü Hareket, işte buradaki devasa Bozkurt heykeli gibi, korku ve korkulukların önüne dikilecek, tehlike ve tehditleri inancıyla eritecektir.
Mücadelemizin şahidi taştan duvarları medreseye dönüştüren dava arkadaşlarımızdır ve aramızdadır.
Zindanlarda hilal gibi parlayan yüksek haysiyet buradadır.
Huzurlarınızda diyorum ki, her bir taş medreseli kardeşimin anısını ve adını yaşatmak için diktiğimiz fidanlar, inanıyorum ki, bir süre sonra devasa ormana dönüşecek, Kızılcahamam’dan milletimize güven verecektir.
Davamızın gazilerine ne yapsak eksiktir.
Onlara ve şehitlerimize şükran görevimizi her fırsatta yapacağımız iyi bilinmeli, Ülkücü hafızaya da kazınmalıdır.
Davadan dönmediler.
Milli namusu çiğnetmediler.
Mahpuslukta bile, vatan sağ olsun dediler.
Katran dökmüş gecelerde ayazları yendiler.
Gözyaşlarını içine akıtıp kader dediler.
Hayatları boyunca didinip, Karadeniz gibi çırpındılar.
Koştular, ama takatten düşmediler.
Ve de asla Üç Hilali düşürmediler.
Sizler geçmişte tarih yazdınız.
Geleceğin de tarihini yazmaya muktedirsiniz.
Yeter ki azmedin, inanın, başarmak ve sonuç almak için bir ve beraber kalın.
Türkiye’nin tökezlemesini bekleyen alçaklar gibi; zihinlerimiz ipotekli, heyecanlarımız rehinde, yüreklerimiz mühürlü değildir.
Neye inanırsak onu söyleriz. Ne görürsek onu anlatırız.
Göründüğümüz gibi oluruz, olduğumuz gibi de görünürüz.
Milliyetçi Ülkücü Hareket gücünü mukaddesattan, inançlarından, ilkelerinden ve Türk Milletinden alır.
Türkiye'nin iyiliğine olmadığına inandığı her hareket karşısında tek başına da olsa sonuna kadar durur.
Böylesi bir karar anı geldiğinde kimsenin desteğini ve himayesini aramak gibi bir zafiyet içine düşmez.
4 Ocak 1968’de kara toprağa verdiğimiz ilk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’a,
21 Mart 1970’de şehit edilen Süleyman Özmen’e,
8 Haziran 1970’de şehit edilen Yusuf İmamoğlu’na,
23 Kasım 1970’de şehit edilen Dursun Önkuzu’ya,
10 Mart 1977’de şehit edilen İrfan Öğütçü’ye ve üç yıl sonra şehadette buluştuğu kardeşi Orhan Öğütçü’ye,
4 Ekim 1978’de şehit edilen Recep Haşatlı’ya,
13 Nisan 1979’da şehit edilen Alper Tunga Uytun’a,
İlhan Darendelioğlu’ndan İsmail Gerçeksöz’e,
Gün Sazak’tan Mürüvvet Kekilli’ye,
Ahmet Kerse’den Ali Bülent Orkan’a,
Cengiz Baktemur’dan Cevdet Karakaş’a,
Fikri Arıkan’dan Halil Esendağ’a,
İsmet Şahin’den Mustafa Pehlivanoğlu’na,
Selçuk Duracık’tan Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na ve de ismini sayamadığım tüm şehitlerimize verilmiş sözümüz, milli bekamızı muhafaza için içtiğimiz ant vardır.
Tekraren ifade ediyorum ki, ülkücülük en büyük unvan, şehadet de en yüce makamın adıdır.
Ve ülkücü yeri gelirse, şartlar oluşursa, vatan ve millet çağrı yaparsa seve seve şehit olmayı göze alan Ötüken sancaktarı, Türk-İslam Ülküsünün kahramanlık destanıdır.
Meğerki harbe giden son nefer şehid olsun,
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,
Taşıp da kaplasa afakı bir kızıl sarsa;
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir,
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.
Şehitlerimize layık olmak için son nefesimize kadar çalışıp emanetlerine leke sürdürmeyeceğiz.
Başka yerde çare aramıyoruz.
Aradığımız bizde, içimizde, kaynağımızda, davamızın tam özündedir.
Kendimize güveniyor, milletimize inanıyor, tarihten ilhamımızı alıyoruz.
Ecdadımız başardı, biz de yapar, biz de başarırız.
Allah var, gam yok.
Türk milleti var, karamsarlık yok.
Bu vesileyle, merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e, 27 Mayıs 1980’de menfur bir suikastla şehit düşen Gün Sazak Bey’e, tüm dava şehitlerimize, terörle mücadelede hayatlarını kaybetmiş kahramanlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, ruhları şad olsun diyorum.
Mübarek Ramazan ayınızın hayırlı ve bereketli geçmesini, yapacağınız duaların, tutacağınız oruçların kabulünü içtenlikle niyaz ve temenni ediyorum.
Sağ olun, var olun, hepiniz Allah’a emanet olun. 

Yorumlar

Diğerleri

ARŞİV